Salonları örten yüzey yalnızca bir yapı çatısı değil, farklı kent kotlarını birbirine bağlayan yeşil bir kentsel platodur. Yapı geri çekilir; yer üstünde hafif, geçirgen ve kamusal bir yaşam kurulur. Bu tavır, Zağnos Vadisi çevresinde yıllardır sürdürülen arındırma ve kültürel mirası görünür kılma çabasını destekler.
Kentin Sıkışmış Eşiği
Trabzon’un tarihi ve doğal belleğinin en güçlü biçimde çakıştığı Zağnos Vadisi, Atapark, Gülbahar Hatun Külliyesi ve tarihi köprülerle çevrili bir bölgedir. Taşıdığı tarihi ve doğal potansiyele rağmen bugün kent yaşamına yeterince katılamayan, dramatik kot farkları ve yoğun trafik nedeniyle çeperlerinden kopmuş bir kent parçasıdır. Tasarımın başlangıç noktası, bu nedenle, yeni ve baskın bir yapı üretmek değil, kentsel ilişkileri yeniden güçlü biçimde kurmaktır.
Yapı programı, iki adet 400 kişilik salon, black box sahne ve sahne arkası birimler, fuayeler, atölyeler, yönetim ve destek mekânlarından oluşur. Planlı metro hattıyla daha da sınırlanan alanda bu yoğun programın yer üstünde çözülmesi, ağır bir yapı hacmi oluşturacaktır. Halbuki, kentin açık, geçirgen ve yaşayan bir zemine ihtiyacı varken program büyük ve kapalı bir kütle talep etmektedir.
Yapıyı Geri Çekmek
Bu çelişki daha büyük bir yapı üreterek değil, yapının kent içindeki varlığı azaltılarak çözülür. Programın büyük hacimleri, alanın en üst noktası olan +42.00 kotunun altında toplanır. Mimari kütle geri çekilirken kamusal yaşam zeminin üzerine çıkar. Böylece kültür merkezi alanı yeniden bölen bir nesne olmak yerine, üzerinde hayatın devam ettiği yeni bir topografya oluşturur. Projenin ana ögesi bina değil, kentliye geri verilen zemindir.
Yeni Bir Kültür Meydanı
Planlanan metro çıkışı yalnızca yapıyı besleyen bir ulaşım noktası değil, kamusal yaşamın başlangıcıdır. Açık hava sergileri ve farklı sanatsal faaliyetlerin kentle buluştuğu bir meydandır. Kültür meydanına doğru kaskatlanarak alçalan yeşil alan, insanların oturabildiği, etkinlikleri izleyebildiği bir yeşil amfidir. Gece saatlerinde ile bu meydan kent yaşamının parçası olmaya devam eder.
Metro altyapısı kapalı bir istasyon yapısı üretmek yerine meydanın altına yerleşir; ulaşım yapısı kentsel yaşamı kesmez, onu besler. Meydanın büyütülmesi için çevredeki taşıt ulaşım sistemi yeniden yorumlanmıştır. İnönü Caddesi’nden Şenol Güneş Caddesi üzerindeki battı-çıktıya bağlanan ve yeterince kullanılmadığı gözlemlenen katılım şeridinin kaldırılması önerilir.
Programın Kesitte Örgütlenmesi
Opera ve tiyatro salonlarının sahneleri +26.00 kotunda konumlanır. Her iki salon 400 kişi kapasitelidir; opera salonu orkestra çukuru ve balkonuyla kendi gösteri gerekliliklerine cevap verirken tiyatro salonu farklı sahneleme biçimlerini destekleyen bağımsız bir kurguya sahiptir. Sabit bir kapasiteyle sınırlandırılmayan black box ise farklı seyirci-sahne ilişkilerine, prova ve performans düzenlerine uyarlanabilen esnek bir mekân olarak tasarlanmıştır. Salonların biçimlenişinde kapasite ve görüş açıları kadar hacim akustiği de temel bir tasarım girdisi olarak değerlendirilmiş; salon geometrisi, kesit oranları ve iç yüzeylerin karakteri, sesin dengeli yayılımını ve kontrollü yansımasını sağlayacak biçimde kurgulanmıştır.
Kültür merkezi farklı kent kotlarından aldığı girişler sayesinde geçirgen bir kamusal alana dönüşür. Fuayeler salon önü dolaşım alanları değil, meydan ile plato arasındaki kamusal sürekliliğin kapalı mekândaki karşılığıdır. Ana fuaye, Zağnos Vadisi manzarasına şeffaf cephesiyle bakar. Farklı salonların bağımsız çalışabilmesi sayesinde, yapı farklı saatlerde kısmi olarak işletilebilmektedir.
Programın Kesitte Örgütlenmesi
Opera ve tiyatro salonlarının sahneleri +26.00 kotunda konumlanır. Her iki salon 400 kişi kapasitelidir; opera salonu orkestra çukuru ve balkonuyla kendi gösteri gerekliliklerine cevap verirken tiyatro salonu farklı sahneleme biçimlerini destekleyen bağımsız bir kurguya sahiptir. Sabit bir kapasiteyle sınırlandırılmayan black box ise farklı seyirci-sahne ilişkilerine, prova ve performans düzenlerine uyarlanabilen esnek bir mekân olarak tasarlanmıştır. Salonların biçimlenişinde kapasite ve görüş açıları kadar hacim akustiği de temel bir tasarım girdisi olarak değerlendirilmiş; salon geometrisi, kesit oranları ve iç yüzeylerin karakteri, sesin dengeli yayılımını ve kontrollü yansımasını sağlayacak biçimde kurgulanmıştır.
Kültür merkezi farklı kent kotlarından aldığı girişler sayesinde geçirgen bir kamusal alana dönüşür. Fuayeler salon önü dolaşım alanları değil, meydan ile plato arasındaki kamusal sürekliliğin kapalı mekândaki karşılığıdır. Ana fuaye, Zağnos Vadisi manzarasına şeffaf cephesiyle bakar. Farklı salonların bağımsız çalışabilmesi sayesinde, yapı farklı saatlerde kısmi olarak işletilebilmektedir.
Yapısal Sistem ve Kamusal Meydan
Taşıyıcı sistem, mimari fikrin sonradan eklenmiş teknik karşılığı değil, yeni zemini mümkün kılan temel araçtır. Opera ve tiyatro salonlarının büyük açıklıkları çelik taşıyıcı sistemle çözülür. Salon hacimleri ve sahne kuleleri, yoğun programın gerektirdiği açıklıkları sağlarken üstlerindeki kentsel platonun yapısal altyapısını oluşturur. Fuayenin üzerinde taşıyıcı yoğunluğu oluşturmamak, meydandan salonlara uzanan kamusal boşluğun bütünlüğünü korumak ve platonun kesintisiz yüzeyini elde etmek için ardgerme sistemi kullanılır.
Peyzajın Mimariye Dönüşmesi
Projenin ekolojik tavrı yalnızca yapı performansına indirgenmemiş, öncelikle arazi kullanım biçimi üzerinden kurulmuştur. Büyük programın topografyanın altında toplanması, tarihi çevrede hacimlerin geride durması, kentliye daha fazla açık alan bırakılması, parçalı yeşil alanların bütünleştirilmesi, bu tavrı ortaya koyar. Plato üzerindeki bitkilendirme, bir yapının çatısına sonradan eklenen dekoratif bir peyzaj değil, yeni kentsel zeminin asli bileşenidir.










































