Yeni yerleşim düzeninde kullanıcılar orta hattan alacakları hizmet sonrasında dilediği yöne bakan oturma alanlarını seçme özgürlüğünü kazanmakta ve farklı yönlerdeki manzaraları deneyimleyebilmektedir. Alt kot yalnızca gastronomik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal etkileşime olanak tanıyan yeni işlevlerle desteklenmiş ve köprü altı, kentliye daha açık, hafif ve geçirgen bir platforma dönüşmüştür.
“KÖPRÜ ALTI”
Köprünün üst kotunda akan taşıt trafiği seviyesinin altında, İstanbul Boğazı ve Haliç’e bakar biçimde sırt sırta konumlanmış mevcut restoran ve ticari birimler, çevrenin tek yönlü olarak algılanmasına neden olmaktadır. Köprüaltında kullanıcıların her iki yönü eş zamanlı olarak deneyimlemesi imkânsız hale gelmiştir. Ayrıca, ticari birimlerin denize daha yakın olma isteğiyle yerleştirdikleri balkon ve dış mekân elemanları, yaya dolaşım alanını daraltmış, konforsuz ve parçalı bir kamusal deneyim yaratmıştır.
Bu sorunlara yanıt geliştiren proje, mevcut tüm ticari birimlerin kaldırılarak açık planlı, serbest düzenli hem Boğaz hem Haliç manzarasını aynı anda deneyimlemeye imkân tanıyan geçirgen bir mekânsal kurgu geliştirir. Restoranların servis alanları, iki cephe arasında görsel sürekliliği engellemeyecek biçimde orta hatta yerleştirildi. Aralarında bırakılan boşluklarla mekânın akışkanlığı korundu. Böylece köprüden geçenler ister Haliç ister Boğaz yönünden mekâna dahil olabilmekte, iki manzarayı da eş zamanlı olarak deneyimleyebilecekleri ferah bir kamusal boşluğa adım atmaktadırlar.
Yeni yerleşim düzeninde kullanıcılar orta hattan alacakları hizmet sonrasında dilediği yöne bakan oturma alanlarını seçme özgürlüğünü kazanmakta ve farklı yönlerdeki manzaraları deneyimleyebilmektedir. Alt kot yalnızca gastronomik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal etkileşime olanak tanıyan yeni işlevlerle desteklenmiştir. “Köprü altı”, kentliye daha açık, hafif ve geçirgen bir platforma dönüşmüştür.
“KÖPRÜ ÜSTÜ”
Köprünün üst kotu, yoğun bir taşıt ve yaya trafiğine sahiptir. Bu mekânın en keyifli ve kentliler arasında en popüler etkinliği ise balık tutmaktır. Galata Köprüsü’ne özgü gündelik yaşam pratiklerinden olan balık tutma deneyimi, dikkate alınan önemli bir sosyal kullanım biçimidir. Halihazırda hem yayalar hem balık tutanlar için mekânsal zorlukları olan alanlarda özgün tasarım detayları üretilmiştir. Balıkçıların konforunu artırmaya yönelik küçük ölçekli aparat ve donatılar tasarlandı. Oltaların sabitlenebileceği, oturarak daha konforlu şekilde balık tutulmasına olanak sağlayan bu detaylar, köprünün yaşayan kimliğini destekleyecek şekilde kurgulandı.
Köprünün alt ve üst kotlarını bağlayan ve dört noktada konumlanan mevcut merdiven kovaları da yeniden değerlendirildi. Bu merdiven kovalarının içinde kullanım dışı kapalı alanların bulunduğu ve Tarihi Yarımada’dan Galata yönüne bakıldığında tarihi çevrenin algısını bozduğu tespit edildi. Bu doğrultuda, söz konusu dört merdiveni içine alan yapılar kaldırıldı, merdivenler korunurken köprü, mekânsal ve görsel olarak fazlalıklardan arındırılmış oldu. Köprünün üst kotu daha geçirgen, hafif ve tarihi çevreyle daha uyumlu bir hale geldi. Görsel engellerin kaldırılmasıyla birlikte, Tarihi Yarımada ve Galata yönündeki simgesel yapılar daha net biçimde algılanır kılındı. Köprü, çevresiyle kurduğu ilişkide daha rafine ve dengeli bir karakter kazandı.





































